Gökçeada

Geçmiş ve Geleceğin ortasında...
  • Serin sulardan sıcak dostluklara

    Zeydalı'ndaysanız Gökçeada' nın eşsiz güzelliklerini de mutlaka yaşamalısınız. 
     
    Kaleköy tepesindeki kale kalıntılarından limanı seyredebilir, Marmaros'daki gizli koyda denize dökülen tatlı su pınarından kana kana su içebilir, trekking yapabilir veya Kefalos'daki kaya mezarlarını ziyaret edebilirsiniz. Aydıncık'da şifa dolu çamurların içine dalıp, arındırıcı bir çamur banyosuyla rahatlayabilir ya da plajda su sporlarıyla eğlenebilirsiniz. Dereköy' deki tarihi çamaşırhaneyi gördükten ve Türkiye' nin ilk sualtı milli parkını ziyaret ettikten sonra, Pınarbaşı' ndaki ulu çınarın gölgesinde biraz dinlenebilirsiniz. 
     
    Gökçeada, volkanik özellikler taşıyan coğrafyasıyla bir çok doğal zenginlik barındırıyor. Ayrıca 4000 yıl boyunca üzerinde yaşayan medeniyetlerin bıraktığı tarihi kalıntılarla tam bir kültür hazinesi. Tüm bunların yanında, uzayıp giden kumsallarıyla da bir deniz ve güneş cenneti. Kefalos, Marmaros, Kaleköy, Yıldızkoyu, Yuvalı, Uğurlu, Gizlikoy, Kuzulimanı, Güzelceköy ve daha nice doğal plajların birinde kendinizi masmavi suların serinliğine bırakıp yaşamın tadını sürebilirsiniz.

    Gökçeada, özgün coğrafi konumu ve doğal kaynaklarıyla, önemli tarım ve turizm potansiyeline sahip olan Türkiye’nin en büyük adası. Kuzey Ege’de bulunan ada, Türkiye’nin en batısında bulunuyor. 279 km2 yüzölçümü olan adada, köyler de olmak üzere 8bin 672 kişi yaşıyor. Adada en önemli ekonomik faaliyetler; organik tarım, agro-turizm ve gastro-turizmi. Adada hayvancılık, bal, zeytin, zeytinyağı ve şarap üretimi organik yöntemlerle gerçekleştiriliyor. Adanın en önemli özelliği, Müslüman ve Ortodoks olan iki farklı kültürel yapının bir arada ve dostça yaşaması. Ada Kuzey Ege adalarına özgü geleneksel yaşam biçimini sürdürüyor, bu özelliği, Gökçeada’yı 2011 yılında Cittaslow yapmış. Gökçeada Belediye Başkanı Yücel Atalay Cittaslow’a dahil olma süreci ve gelecekte adada yapılması planlanan faaliyetleri anlattı.

    Geçmiş ve Geleceğin ortasında GÖKÇEADA…

    Cittaslow hareketine Gökçeada ne zaman ve nasıl dahil oldu?
     
    Slow Food kurucusu Carlo Petrini, 2006 yılında Gökçeada’yı ziyaret etti ve Gökçeada’da bir Slow Food Conviviumu kurulmasını istedi. Aynı yıl Prof. Dr. H. Rıdvan Yurtseven Liderliğinde bir Slow Food Conviviumu kuruldu, Gökçeada’nın Cittaslow olmasına karar verilmiş ve Gökçeada’ya ilişkin eko-gastronomik araştırmalar başlatıldı. Bu amaçlar için; 

    Gökçeada 2002 yılından itibaren Organik Ada olarak ilan edildi ve organik tarım sertifikasyon çalışmaları başlatıldı. İtalya’nın Sardunya Adası Mandas Belediyesi’yle ortak olarak “Organik Yaşamı Adada Öğrenmek” başlıklı Avrupa Birliği Projesi 2008-2009 yılları arasında gerçekleştirildi. Projeyle; yerel toplum ve yerel üreticilere, organik tarım ve agro-turizm iyi uygulamaları gösterildi. Gökçeada’nın doğal, kültürel ve tarihi miras değerleri, Gökçeada Belediyesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi tarafından listelendi. Gökçeada Merkez Çarşısı ve Balıkhanesi, restore edilerek tarihi ve kültürel yapıya uygun hale getirildi. Gökçeada Belediyesi, Slow Food Gökçeada Conviviumu ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi tarafından, Türkiye Bilimler Akademisi Kültür Sektörü Projesi’ne “Gökçeada’da Geleneksel Meslekler: Sözlü Tarih Araştırması” 2006 yılında gerçekleştirildi. Proje sonunda, Gökçeada’daki geleneksel meslekler ve el sanatları belirlendi. Gökçeada Gastronomisi’ni belirlemek için Gökçeada Belediyesi, Gökçeada Slow Food Conviviumu ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’yle birlikte 2006 yılında Sözlü Tarih uygulaması yapıldı. 94 geleneksel Gökçeada yemeği tarifi ve ürün belirlendi. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Gastronomi Bölümü’yle birlikte yerel halk ve çocuklara lezzet ve beslenme eğitimi verildi. Slow Food felsefesi tanıtıldı. Uluslararası Slow Food’un uyguladığı Terra Madre (Toprak Ana) Günü kutlamaları 2010 yılından itibaren Gökçeada’da başlatıldı. Uluslararası Cittaslow’un 2011 yılında başlattığı Yavaş Pazar uygulaması aynı yıl Gökçeada’da da başlatıldı. Restoranların yemek ve içecek fiyatlarını, restoran girişine asmaları uygulaması 2007 yılından beri uygulanmaktadır. 2011 yılı Haziran ayından itibaren naylon poşet kullanımı adada yasaklanmıştır. 2009 yılından beri Gökçeada Organik Tarım Festivali gerçekleştirilmektedir. 2012 yılından itibaren  Ulusal Eko-Gastronomi Sempozyumu düzenlenecek.  

     Bu faaliyetlere benzer uygulamaları gerçekleştiren Gökçeada, Cittaslow Seferihisar aracılığıyla Orvieto-İtalya’daki Uluslararası Cittaslow Merkezi’ne başvurarak, 24 Haziran 2011 tarihinde Polonya’da düzenlenen Uluslararası Cittaslow Kongresi’nde Cittaslow ilan edildi.

     
     

    Cittaslow'a dahil olduktan sonra ne gibi çalışmalar yapıldı? Yeni projeler var mı?

    Gökçeada’da Rüzgar Enerjisi kullanılması için gerekli çalışmalar ve ihaleler tamamlandı. Proje üç yıl içinde uygulamaya geçecek. Kent ve kent dışı, alanların zeytin ağacı ve zakkum çiçekleriyle düzenlenmesi projesi başlatılacak. Kent içinde bisiklet kullanımı ve kent dışında dağ bisikletçiliği desteklenecek. 

    Bunlarla birlikte; Gökçeada Slow Food Convivium ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, yerel ürünleri sertifikalandıracaktır. Convivium ve Üniversite, Slow Food Felsefesi’ne uygun hareket eden işletmeleri sertifikalandıracak ve bunları ziyaretçilerin göreceği biçimde işletmelere asacaktır. Gökçeada Gastronomi Müzesi 2012 yılı içerisinde hayata geçirilecektir.Geleneksel mesleklerle ilgili olarak ziyaretçilere, yerel halka eğitim programları uygulanacaktır. Gökçeada’daki okullarda Slow Kantin uygulamasına geçilecektir.
     
     

    Tarım ve gıda alanında ne gibi çalışmalar var? Daha doğrusu 'Sakin şehir' olarak tanımlanan ilçenizde tarım ve gıda alanında nelere dikkat ediliyor?

    Restoranlarda Gökçeada’ya özgü doğal, organik ve yerel ürünlerin kullanılması destekleniyor. 

    Doğal ürün satış merkezleri ve halk pazarlarıyla, üretici ve tüketicilerin birbirlerini tanıması sağlanıyor. 

    Gökçeada Belediyesi ve Gökçeada Slow Food Conviviumu, yerel halk ve üreticilere yerel ürünler, lezzet ve konukseverlik konusunda eğitim programları uyguluyor.

    Adadaki restoranlarda çalışanlar, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Gökçeada Uygulamalı Bilimler Yüksekokulu Gastronomi Bölümü tarafından, geleneksel ada yemekleri konusunda eğitiliyor. Restoranların mönülerinde yerel yemek oranlarının artması teşvik ediliyor. 

    Adanın simgesi haline gelen İmroz Koyunu ve Ladolia Zeytini korunuyor ve tanıtılıyor. Geleneksel Ada Tavernası, Yavaş Çiftlik ve Gastronomi Bankası 2012 yılında Gökçeada Slow Food Conviviumunca açılacak. 
     

    Slow Food hareketi nedir?

    Slow Food ; 1986'da başlamış ancak kurulumu 1989'u bulmuş İtalya merkezli bir hareket. Bu hareketin temel endişesi günümüz koşullarının, hızlı hayatın, endüstriyel gıdanın, sürdürülemez büyüme ve beraberinde gelişen tüketim toplumunun bizi kaçınılmaz yok oluşa sürüklediği gerçeği ve bu sürüklenişten nasıl kurtulacağımızı da binlerce yılın varolma pratiklerinde bulabileceğimiz inancı.

    Birlikte yaşama, doğamızla, komşularımızla, coğrafyamızla birlikte varolma bilgisi, paylaşma ve üretme bilgisi ve sahip çıkma, koruma, kollama ve tekrar etme bilgisinin hayat açısından önemli bilgiler olduğunu belirten Fikir Sahibi Damaklar Hareketinin Kurucusu Defne Koryürek, Slowfood hareketinin temlini şu sözler ile anlatıyor:  “Bizim, yani aslında pek çelimsiz bir canlı olan insanın hayatta kalma becerileri bunlar. Buna tarlada bölüşülen bir soğan ve çorba da girer, ekşi maya ekmek de, tohum takası da, kış için basılan turşular da, asılan üzümler ve kavunlar da, kavrulup yağında saklanan etler de, aşure de, bir masanın etrafında oturup birlikte oruç açmak da, imece usulü tarhana kurutmak da. Gıda bizi birleştiren bir mesele. aramıza ülke sınırları girer, dil farklılıkları, din katmanı girer ama aynı coğrafyayı paylaşıyorsak benzer börekleri açar, benzer kavurmaları küplere doldurur, benzer turşular, reçeller hazırlar ve en nihayetinde benzer yeme içme alışkanlıklarını paylaşırız. Ağrı dağının eteklerini düşünün, kaç farklı etnik gruba yuva ve kaç ülkenin sınırlarıyla bölünmüş ama bir buğdayı, bir kayısısı hepsinin ortak kültürü ve nihayetinde peynirinden çorbasına o kadar ortak ki bu coğrafyanın insanları birbirlerine.. Slow Food, gıda üzerinden kardeşliğimizi konuşur ve birbirimizin külüne muhtaç olduğumuz gerçeği üzerinden bu coğrafyaları, bu ortaklığın kaynağı yaşamı ve dolayısıyla kendi varlığımızı korumayı hedefler.”

    Slow Food'a olan ilginin dünyanın her yerinde olduğu gibi, Türkiye'de de bir hayli yüksek olduğunu belirten Koryürek, gıdanın elimizden nefes kesen bir hızla kayıp gittiği bir zamanda olduğumuzun ve endişe hissetmemenin mümkün olmadığının altını çizdi. Koryürek, insanların fast food kavramını yaşamın her alanında gördükçe Slow Food’a daha da yakınlaştığını söyledi.

    İstanbul Halk Ekmek (İHE)’nin 2005-2010 yılları arasında yürüttüğü anlaşmalı tarım uygulamasının Slow Food ruhu taşıyan bir uygulama olduğunu altını çizen Koryürek, “Gayrısafî Millî Hâsıla (GSMH)’dan en az payı alan 10 ilde, aralarında Erzurum, Kars, Iğdır da olmak üzere, organik buğday üretimi yapıldı, bu buğdaylar İHE tarafından anlaşmalı olarak alındı. Bu buğdaylar un oldu ve GSMH'dan en çok payı alan İstanbul'a organik ekmek olarak ulaştı. Bu fevkalade adil bir sistemdi ve neticesinde 610 aile bölgeye, atıl duran ancak kendilerinin olan tarlaları ekip biçmeye döndüler. Keşke bu projeler devam etse ve ülkemize GDO'lu yem girdi, girmedi tartışmak yerine atalık tohumlarımızın, organik sertifikaları ile korunarak baş tacı edildiği projeleri konuşabilsek. Slow Food'un amacı, aslında budur. daha iyi, daha temiz ve daha adil olandan yana seçimlerimizi yapabilmemiz için bir konuşma, tartışma ve paylaşma alanı açar” diye konuştu.